CENAB ERSÖZ İLE GÜNÜN YORUMU

  • Günün Yorumu 01 Mart 2010

    Başımızdan geçenleri değil, aklımızdan geçenleri söyleyecek, katlanılması için hiçbir sebep bulunmayan kötülüklerin her geçen gün artmasına "yetti artık" diyecek düşünce anlarından merhaba...
    Her ne kadar para ve gücün adaletsiz dağıtımı, kişilerin sözümona mutluluğu için çok büyük öneme haiz duruma getirilmiş de olsa, insanoğlu zor günlerinde güçlü bir inanca, temelleri sağlam atılmış bir hedefe ve zamanı geldiğinde de sıkıntıları ve zorlukları göğüsleyecek dingin bir cesarete her zaman ihtiyaç duyar.
    Niyedir eskiye özlemler? Nostalji neden mahzun bir mutlulukla sarar insanları? Niye yanıla yakıla aranır eskinin komşulukları, yarenlikleri, dostlukları? Para ve güçle onca mutluluklara sahip olunsa da...
    Komşusunu sevmek eşitliktir çünkü... özgürlüktür... Karşısındakinin sorumluluğunu taşımak nasıl demokrasinin temeli oluyorsa özgürlüğün temeli de eşitliktir. Özgürdür insanoğlu... Ahret günü, yaptıklarınca cezaya çekilecek ya da ödüller hak edebilecekse, kendi özgür idaresinden sual edilebilsin diye özgür yaratmıştır insanoğlunu Yaradan...
    Devletin gelirlerini öğretmenine, polisine, hakimine, emekçisine, emeklisine, gazisine çok görüp, yerine yapıldığının ertesi çöken duble yol, Toki ihaleleriyle, Devlet Bankalarının kredileriyle, yandaş belediyelerin kayırmalarıyla illa cemaat ve tarikat üyelerine dağıtmalarının; komşuları, birbirine karşı ne hale getirdiğini bir düşünür müsünüz lütfen!...
    Türban dayatmalarını, illa da ulemalarına danışmalarını düşünün lütfen... Kendilerine bağımlı yaratacakları tek tip insan örneği hangi ilahi adaletin yaptırımı olabilir? Yaratan istese bütün kullarını yalnızca kendine itaat etmiş olarak yaratmaktan haciz miydi sanırlar? Neden özgür iradeleriyle Allah'a inanmayan kulları vardır? Onların okudukları başka kitapları mı var? Yoksa onlar dinini Kuran'dan öğrenmiş değil midirler?
    Şimdi düşünebiliyor musunuz, bizlerden/onlardan olmak adına, elindeki güce/yetkiye dayanarak zorla insanlara yaptırımlarda bulunmaya kalkışanların, kimin iradesine karşı çıktığını?
    Bizleri yaratanın verdiği düzeni beğenmeyip de insanları illa kendi düzenlerine uymaya mecbur tutanların kime karşı çıktığını düşünebiliyor musunuz?
    Bunu bir de hiç utanmadan, hiç yüzleri kızarmadan her türlü insanca tutkuyu hatta birtakım insanların yaptığı çirkinlikleri Yaradan'a yakıştırmaya kalkışan ulemalarının kendi aklınca yorumladığı vaazlarına inanarak Yaradan'ın kitabından alıntılarla yapıyorlar. Şahsi hesap ve çıkarları için, cemaat üyelerini varlıkla boğmak için her yolu kendilerine mubah görüyorlar...
    Bu insanların söylediklerini dinleyin; kendi dinsel inançları kadar kesin bir şey daha yoktur... Ama yaşamlarını inceleyin; bunlara en küçük bir inanç beslediklerini düşünemezsiniz, inançlarının olup olmadığından endişe duyarsınız...
    Hiçbir ilahi vahiy bir gurup insanın kişisel çıkarlarını amaçlamaz. İlahi adalete dayalı hiçbir şeriati kanun yoktur ki ayrıcalıklı insanlar yaratmak adına olsun...
    Yapılmış, yapılacak yasalar ve toplumsal düzenin amacı hiçbir zaman bir gurup insanın kişisel çıkarlarına hizmet etmek olamaz, amaç sadece ve sadece insanların ortak yararına hizmet etmektir. Bireysellikleri, kişisellikleri aşmaksa amaç, bir tek şeye gereksinimimiz var: Ortak aklın getireceği ortak çaba, ortak yarar...
    Bu yüzden kendimize vekil ettiklerimize, bir de ant içirmiş, namus ve şerefleri üzerine söz verdirmişizdir... Şimdi bunlara aykırı hareket edip kendi çoluğunun çocuğunun ve tarikat, cemaat üyelerinin çıkarı için çalışanların namusu, şerefi haysiyeti var mıdır? Kalmış mıdır? Böyleleri kendilerini namussuz, şerefsiz, haysiyetsiz ilan etmiş olmuyorlar mı?
    Kamusal çıkarların kişisel açgözlülüklerin doyurulmasına yönlendirilmesi neyi göstermektedir? Meclisin Devleti yönetmede epey yetersiz olduklarını...
    İnsan kendini çok güçlü sandığında yasanın, adaletin belirlediği sınırları aşmak ister. Bir insanın tutkularının esiri olması ve her türlü sınır ve ölçüyü aşmasının önüne geçmek ise insanlık görevlerindendir...
    İstediklerince kötü davransınlar, baskı yapsınlar. Yine de bir şey yapabilecek güce sahip değildirler. Çünkü ne gereği gibi düşünmemize engel olabilirler, ne de gereğini yapma yeteneğini elimizden alabilirler...
    Hiç üzülmeyiniz... Böylesine "fuzuliyete ciddiyet" uydurmaya kalkışanlar sonunda "önemsizliklere de trajedi" katacaklardır.
    Ortak yararımıza ortak çabalarda bulunacağımız yeni bir düşünce anlarında buluşuncaya sağlıcakla kalınız...

    ...

    Eklenme Tarihi : 05.03.2010 06:52
    88 kez okundu.