CENAB ERSÖZ İLE GÜNÜN YORUMU

  • Günün Yorumu 01 Şubat 2010

    “Düşünen bir adam boş hayaller kuran biri değildir” demiş; Düşünen Adam heykelinin bir kopyası, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin bahçesine konan adam.
    Boşa hayallerden arınmaya hoş geldiniz. Düşünce Anlarından merhaba…
    Ziyadesiyle merak eder dururdum: Atatürk Cumhuriyeti’nde, cumhuriyetin öğretmenlerince yetiştirilmiş insanlardan bazıları nasıl olur da Atatürk’ün ve Devrimlerinin karşıtı olabilir diye? Lakin Mevlana’dan öğrendim ki: Talebenin ruhu lekeli olduğu sürece, Mürşit (mürşit=doğru yolu gösteren kimse, kılavuz), mürşit ona yardımcı olamazmış. Ruhtaki lekeleri temizlemek mürşidin değil talebenin göreviymiş. Bunu becerebilmek de, ruhun lekelerini temizleyebilmek: kişinin yeteneklerini, kaynaklarını ve hayatını, Allah’ın kullarının ve dünyanın hizmetine sunmasıyla mümkün olabilirmiş. Bu şartlar altında bakalım bizdekilere…
    Her şeylerini yalnız gözü dünden yaşlı ulemalarına sorar ve ona biat eder olduklarına, sadece pirleriyle kendilerinin çıkar yollarını gözettiklerine göre durumları düzelir görünmekte midir sizlere? Ne dersiniz? Tutkuları, duyguları ve benlikleri tarafından yoldan çıkarılmış bu insanların, bedensel istekleri, lükse ve güce kölelikleriyle yuvarlandıkları dengesiz bir yobazlıktan insafa gelmelerini, izana gelmelerini, ruhlarının lekelerini gidermelerini beklemek olası mıdır sizce? İsterseniz bir süre düşünün… soruna çözümleriyle düşünceler üretecek misiniz?
    Ben izninize sığınarak burada bir bilgi aktarmak istiyorum: İnsanın en kolay yaptığı şey kendi hatalarını düzeltmekmiş… Bir delinin kuyuya attığı taşın derdine kırk akıllı düşeceğine…
    Başkalarının işlediği bir yanlışla başarıya konmak! İnsanı onurlandırır mı? Geçmiş için bir şeyler yapabilir de geçmişi değiştirebilir misiniz? Yapılmış olanları yargılayıp karara varmak olanaklıyken, düşünülmüş olanları, düşüncede kalmış olanları sorgulamak, yargılamak ve haklarında varılan karar ne kadar sağlıklı olacaktır? Düşünceyi mi suçlayacaksınız? Düşünmek suç mu olmuş olacak?
    Devlet yönetiminin en can alıcı kısmı ekonomik refahın sağlanması ise, iktidarın Ergenekonlarla, ayışığı operasyonlarıyla balyoz harekâtlarıyla alıp veremediği nedir. Bunlarla uğraşacak olan Bağımsız mahkemelerimiz midir hükümet mi? Haydi diyelim ki iktidar, sözüm ona kendilerini akıllı sanıp, refah düzeyini sürünme aşamasına getirmelerinin, sadaka ekonomilerinin üstünü örtmeye; mağdur, mahzun, mazlum pozları takınmaya çabalıyorlar…
    Muhalefetin ne tür düşüncesizliğidir ki peşlerine takılırlar da onların amaçlarına yardımcı olurlar? Asıl soracaklarını sormazlar.
    Ne dersiniz? Yurttaş Hakları Koruma, Gözetme ve Arama Derneği kursak… Kimler katılır? Üye sayımız nerelere varır? Nelerin hesabını sorarız? Mesela hükümete: Kişi başına milli gelirin yıllık 10.500 dolara çıktığını açıklıyorsunuz. 15750lira.
    Aylık 1312 lira eder. Neden asgari ücret olarak yarısını bile vermiyorsunuz, der miyiz?
    Haramzadeler gibi satılan, yabancılaştırılan tüm kurum, kuruluş, Milli oluşumlarda sizlerin de alın teriniz vardı da kimselere sorma ihtiyacı mı duymadınız, der miyiz? Tüm Cumhuriyet Hükümetlerinin altmış yılda yaptığı borcun iki mislini yedi yılda yaptınız. Aldığınız onca parayı ne yaptınız, nerelere yatırdınız diye sorar mıyız? Hükmetmeye başlamanızdan itibaren Türkiye’nin dolar milyarderi sayısı dokuzdan ellilere varmış. Aldığınız onca borcu vatandaşa mı yoksa hükmettiğiniz zaman zarfında çoğalan dolar milyarderlerine mi ödeteceksiniz, diye sorar mıyız?
    Daha başka neleri sorarız?
    Düşünce anlarındayız. Düşünün lütfen…
    Ve düşünmek: her aykırı fikri ilericilik bilip, yüksek okullar bitirmenin verdiği burnu büyüklükle büyük sanılan adamlara yaranmak için laf söylediğini sanmak değildir, düşünmek… Okuma yazma bilmese de yaşamdan edindiklerini, ezilmişliğiyle, ukalaların göremediğiyle, adam sende denmişlikleriyle, ne bilir denmişlikleriyle halkın o sarsılmaz sağduyusunu ortaya koymaktır düşünmek…
    Ne dersiniz? Yurttaş Hakları Koruma Derneği kuralım mı? Kimler üye olur?
    Ticaret odaları, borsalar, esnaf dernekleri, mimar, mühendis, doktor odaları, müzisyen, sanatkâr, sevgi, sevda, ideal derneklerine kimler üyedirler? Oralara üye olununca yurttaştan mı sayılmıyorlar? Ya da hükmedenlere sorulacaklar, üye olanlarla mı alakalandırılamıyor? Üye olanların tümünün hali vakti, neşesi, keyfi, durumu, rahatı, işi yerinde; yurttaşlık paylarını almış mı sayılıyor? Fikir yürütmek hak aramak, sorular sormak oda ve derneklerin görev ve sorumlulukları içerisinde mi değildir?
    Güvenlerine ihanet edenlerden verdikleri görevi geriye alma hakkına sahip ve yıkılan güveni yeniden oluşturmakla görevli kimlerdir?
    Tuzağa düşmüş herkes çıkış kapısını açık seçik görebilmektedir. Çıkış kapısının nerde olduğunu herkes bilebilir. Bununla birlikte kimse kapıya ilk yönelme cesaretini bulamamakta… Dahası var. Parmağıyla kapıyı gösterene cehennemde yakılacak, günahkâr, kaçık dahi suçlu gözüyle bakmaya kalkışanlar var… gerçeklerden ürken, çekinen, korkan insanlar onu söylemek cesaretini gösterenlerden de ürker, çekinirler, korkarlar.
    Ahlâk kavramları, fedakârlık: insan aklının buluşlarıdır, yoksa doğanın parçacıkları değildirler…
    Lakin insan hiçbir şekilde yetenekleri dışında davranamaz… köle ruhlu birilerine, karşısındakinin de sorumluluğunu taşımayı, yani özgür olabilmeyi anlatabilir misiniz? Anlatıp onları özgürlükleri için harekete geçirebilir misiniz? Kazanıp değerine sahip çıkmasını öğretemezseniz, özgürlüğü verip har vurup harman savurmalarını seyredersiniz…
    Dikkatinizi çekerim; kimseleri ikna etmeye herhangi bir çaba içerisinde değilim. Aksine çok daha iyi bir yaşam için çok iyi nedenlere sahip olduğumuzu dile getirmeye çalışıyorum.
    Çok iyi yapılmış yasalar, kararnameler, genelgeler iyi bir yaşamı garanti etmez ama iyi bir yaşam mutlaka iyi yasalar yapar…
    Düşünenlerin düşüncelerini paylaşacağımız yeni düşünce anlarında buluşuncaya sağlıcakla kalınız.

    ...

    Eklenme Tarihi : 07.02.2010 12:25
    95 kez okundu.