CENAB ERSÖZ İLE GÜNÜN YORUMU
-
Günün Yorumu 25 Ocak 2010
Düşünce Anlarından merhaba.
...
Dini sever gibi görünerek onu kendi ihtiraslarını tatmin etmek ve saf, temiz insanlarını, vatandaşlarını, yurttaşlarını aldatmak için alet olarak kullananlara ne denmelidir?
Söyleyin… söyleyin, söyleyin… Sizler dostuna, arkadaşına, emeklisine, emekçisine, gazisine, şehidine sırtını dönenlerden değil, bağırlarına basanlardansınız. Sizler çıkar hesapları peşinde, eşine evlilik cüzdanına sahip olmuşluktan değil varolan sevgisiyle değer verdiği için kucaklayanlarsınız…
Her yerde, her gördüğünüzde, her önünüze çıktıklarında… Ve dahi avazınız arşı alayı sarsın diye haykırarak söyleyin, söyleyin ki; bütün yeminlerini, içtikleri antları, verdikleri sözleri bozarak, döneklik etmekten çekinmeyen cemiyet mikropları yerin dibine batsınlar, batsınlar da, hükümet etmeye, devletin kurumlarını birbirine düşürmeye, halkı bölgelere bölmeye, bizlerden onlardan diye ayırmaya kalkışacaklar da cesaret bulamasınlar karşımıza çıkmaya…
Yoookkk… Sizler munis, itaatkâr, kendi eliyle verdiği gücün kendine uygulanmasına ses çıkarmadan, “beterin de beteri vardır, buna da şükür” deyip, göğüslerinizin taa ortasına yumru gibi oturanı, ulusal kanaatkârlığınızla çıkarıp suratlarına fırlatmazsanız; üzerimizdeki çaputlarla ayağımızdaki çarıklar da sıraya konmuşlardır, çekilip elimizden alınmaya!.. Ben öyle anlarım…
Düşünemedik mi? İtidalli, mülayim, uyumlu olmadı mı dile getirdiklerim? Fevri, asi, isyankâr mı sayılacak söylediklerim?
İlim ve irfan, aşk ve merhamet helal lokma ile olur dendi bizlere?
Haram yemeye devam edenlere ne demeliyiz öyleyse?
Hasta olmayanın, inlemesi şaşılacak şeydir.
Bu ülkede söylenenlere kulak verenler hep alınteriyle geçinenler ise; hile, ihanet ve zulüm yoluyla servet edinmek isteyenlere neler demeliyiz sizce? Bir ses olup söyleyiverseniz…
Gümbür gümbür, bangır bangır taa suratlarının orta yerine haykırsanız…
Verilmiş sözler, onu bozmak için bahane bulunmadığı zaman mı tutulacaktır? Edilen yemine, içilen ant’a onu bozmakta bir fayda olmadığı zaman mı sadık kalınacaktır? Bu, Allah’tan korkmaz, kuldan çekinmez davranışlarla nice dalaverelere davetiye çıkarıldığı alenen ortaya konmuş olmuyor mu?
Onlarda erdem ve Allah korkusu kalmasa da, her yurttaş halkın çıkarlarını gözetmekle yükümlü değil midir?
Sizler kuranı kendine uyduranlardan değil, kurana uymayı kabul edenlersiniz…
Oylarınız üzerindeki ekonomik baskıları mı sizleri böyle sus pus kılan? Kolay aldanan insanlardan olup zarar görüp görmeyeceğiniz hesaplarına dayalı mı; yapılanlara göz yumacak ya da karşı çıkacaksınız? Sizler tarlaların ve fabrikaların ölümün değil yaşamın hizmetinde olduğunu bilenlersiniz…
Atalardan miras ümitvarlığımızla tercihlerinizde yanıldınız diye aldatılmanız, kandırılmanız mı gerekir?… Yaptıklarından onlar utansın… Sizler, bırakınız yenilerine olanak tanımayı, alışılmış kusurlara dahi katlanamayanlarsınız. Sizler “komşusunu sevmenin” eşitlik demek olduğunu, karşısındakinin sorumluluğunu taşımanın özgürlük olduğunu bilenlersiniz.
Bir kere daha aldatıp, kandırılabildiği için nankörler, yalancılar, kötülüğü öven dalkavuklar, en saf erdemleri çürütmeye, en faziletli sevdaları köreltmeye yeltenen kötü dilliler ve nihayet hiç tanımadıkları Allah hakkında, iman yolunda, Allah adına cüretle hüküm vermeye yeltenen, kardeşlikleri, birlikleri, sevgileri yok etmeye kalkışan cemiyet mikropları sizlerden hiç mi çekinmeyecekler?
Sizler savaşları imkânsız kılmak için işine ve sevgisine sahip çıkmasını; bir ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüğün aylak ve suçlu bir nesil bırakmak olduğunu bilenlersiniz…
Baskı altında tutulan ve zulmedilen insanlar zorbalara karşı isyan ettiklerinde ne hükümeti çökertmeyi ne de devletle mücadele etmeyi hedeflerler. Halkın isyanı hükümetlere karşı çıkmak değil zorbalara başkaldırmak, hak ettiklerini almaktır.
Zarar gören bireylerin haklarının yanı sıra sivil toplumu da koruma görevi kimindir? Halkın başkaldırmasını, çiğnenen ve bozulan siyasi düzenin yeniden oluşmasını; kendi kendileriyle veya gölgeleriyle kavga etmeyi ya da iktidarın yapamadıklarını konuşmayı siyaset sayan muhalefet liderlerinden mi beklemektesiniz? Yeni oluşumlar, devrimler, inkılâplar, halkın refahına yeni programlar sunamayan, sefaletin alınyazısı değil iktidarların akılsızlığından kaynaklandığını anlayamayan iki muhalefet lideri mi haklarınızı arar sanırsınız?
Birçok ilden kalabalık Çorlu…
Sözü geldiğinde böbürlene böbürlene, ağız dolusu dile getirilen çokluğumuz. Trakya’nın başkenti… lafta gurur vesilesi… peki getirdiği ses? Dile getirdikleriyle seslendiklerini yerinden zıplatacak söylemleri nerde?
Çorlulular, kendilerine “Kuru Kalabalık” denme hakkı tanır mı kimselere?..
Sayın muhalefet partisi ilçe başkanlarımız… Partiniz adına ilçemizde yüklendiğiniz sorumluluklar nelerdir? Trakya’nın sesi olmayı umursamıyor musunuz? Sizler de Genel Başkanlarınız ha bugün ha yarın bir şeyler yapar diye mi beklemedesiniz?
İlçemizin Sayın Ticaret Odası, Borsa Başkanları, Mühendis ve Mimar odaları Başkanları, Tıp, Diş Doktorları, Eczacılar odası başkanları, Şoförler ve Otomobilciler odası, Esnaf Kefalet odası Başkanları, Terziler, Bakkallar, Pazarcılar, Kuru gıdacılar, otel ve lokanta dernekleri başkanları, sevgi, ülkü, sevda, paylaşım ve üretim adına kurulmuş dernek başkanları, yurdumuzun tüm yöreleri adına kurulmuş ve adını sayamadığım kuruluşların Sayın Başkanları…
Sizler, yalnız ticari, mesleki, esnafsal benzerlikler veya doğum yerlerinin aynı olması adına oluşturulmuş derneklerin Başkanı mısınız? Görev ve sorumluluklarınız: sadece üyelerinizin aidatlarını ödeyip ödemediğini denetlemekten mi ibarettir?.. Üyelerinizden çoğunluğun oylarını alarak neleri temsil etmeye hak kazandınız? Hangi mücadeleleri vermenin yılmaz azmi içindesiniz? Kuruluşunuz üyelerinin eşleri çocukları dâhil halini vaktini, sıkıntılarını, işsizlikten çektikleri eziyetleri, borçlarından uğradıkları zulümleri, yaşamsal sorunlarını kim dile getirecek? Güvenlerine ihanet edenleri ortadan kaldırma hakkına sahip ve bu yıkılan güveni yeniden oluşturmakla yükümlü olanlar kimlerdir? Tarafsızlık ve kendi çıkarını düşünmemek insanların gerçekleştirdiği bir başarıdır yoksa dernek veya oda kuruluşu kanunlarının ortaya koyduğu bir yasa değildir…
Kuruluşlarınıza Sivil Toplum Örgütü diyebiliyor musunuz?
Sivil Toplum Örgütü olmanın ne anlama geldiğini bizlere kimler gösterecek?
Çorlu’nun, Trakya’nın, Türkiye’nin eğilmek yerine özgür olmayı seçmiş, kurnaz olmak yerine açık olmayı benimsemiş, karanlık gecelerin hırsızları olmak yerine aydınlık günlerin sevgi dolu insanları olmayı yeğlemiş güzel yurttaşlarımıza; Türkiye’de her yerleşim yerinde neden bir Cumhuriyet Meydanı bulunduğunu kimler anlatacak?
Sorunlarımıza cevap arayacak yeni düşünce anlarına kadar sağlıcakla kalınız…
Eklenme Tarihi : 07.02.2010 12:37
90 kez okundu.












