CENAB ERSÖZ İLE GÜNÜN YORUMU

  • Günün Yorumu 11 Ocak 2010

    Düşünce anlarından merhaba...

    Karamsarlıklarımızı taşımadığımız, kötümserlikleri eskisinde bıraktığımız, mutluluk ve huzur umutlarıyla yaşayıp hak ettiklerimizi almaya çabalayacağımız yeni yılımızdan merhaba...

    İnandırmak kolay razı etmek zordur...

    İnanmak için algılamadan bilmeye dünden hazır olanlara birşeyler kanıtlamak istemez. Bir iki üst üste binen söz ya da seyretmeyi... evet evet seyretmeyi yeğleyenlerin epeyce ahmaklılıkları yeter...

    İnanmanın mantıkla alâkası yoktur.

    Olan ortada: insan dinine ve dininin sözüm ona ola ileri gelenlerine mantığıyla değil inancıyla bağlanıyor.

    İnanmakla bağlanmış olmasa Allah, iman, ibadet, itikat bir metre bezin altında ya da bir karış sakalda, sarıkta veya dünden hazır gözyaşlarında aranır mı?

    Yaratan vahyettiği ayetleriyle "sizlere şah damarınızdan yakınım derken"; bizlere: "ahrete intikal etmeden, sizler için çoğaltacağım borçlar verin bana" diyen ayeti, "aklını kullanmaz mısın kulum"  diye birden çok vahyettiği ayetleri Kuran'da kullarının gözü önünde dururken; ibadet diye Allah'ın bildiklerini Allah'a tekrarlamak akıllara sığar mı? Sığdıranlar: Allah'ın her şeyi gördüğüne, işittiğine, bildiğine mi inanamazlar yoksa?

    Sevgili Peygamberimiz Kâbe'de Allah aşkına, imanına, inancına insanların kendi elleriyle yapmış olduğu tapınçları, putları kırıp dökmüşken, süpürüp atmışken... Şimdi dinimizi kendilerine ayarlamak isteyen yobazlar, Peygamberimizin adını kullanarak dine katmaya kalkıştıkları kul yapımlarıyla imanları, inançları sömürmekten hiç geri durmuyorlar. Abdest aldıkları toprağı hakir görüp, ayaklarının altına halılar serdirmeden, seccadelere yan gelip yatmadan ibadet edemiyorlar... Kendi elleriyle yapmış oldukları kul yapımı putlar, türbanlar, çarşaflar, sarıklar, sakallar, poturlarla ibadet ettiklerini iddia ediyorlar...

    Mamafih Yaradan'ın emrettiği gibi akıllar kullanılsa... sözüm ona o ileri gelenler, ibadetlerimizi paraya nasıl tedavül edebilirler? Hiçbir iş yapmadan, herhangi bir şey üretmeden bizlerin alın terleriyle geçinebilirler mi o zaman?... Amerika'nın kucağına gidip yerleşip nasıl yaşarlar? Bilmem ne tarikatının hocası çalışmadan, üretmeden, emeğini devşirmeden nasıl geçinir de yaşamını idame ettirebilir o zaman?

    Ölülerimiz defnedilirken okunan dualar, çocuklarımız doğduğunda mevlit kasidesi arasında okunan kuran ve dualar, evlenirken eşinize(kadına) biçtiğiniz mehirlere şahitlik (imam nikâhı gibi bir saçmalıktan bahsetmiyorum farkındaysanız) geleneksel merasimse dinle neden alakalandırılırlar? Yok, ibadet için yapılıyorlarsa, ibadet edenler ibadetleri için neden para isterler?

    Yedi düveli dize getirenlerin Türk Gençliğine emanet ettiği Devleti; başkalarının sırtından geçinmeyi meslek edinmişlere ulema sıfatı takıp onların fetvalarına göre yönetmeye kalkışanlar da var ya...

    Aklımız ileri sürülen veya dayatılan zorunlulukları tasdik etmemede direnir, onların tersini de düşünebilir... bu sebepledir ki mucizeler akıl bakımından mümkün görülebilir. Bu yüzden yaşamımıza, alışkanlıklarımıza aykırı da olsa, mucizeler akıllarımıza aykırı olmayabilir.

    Bir kabadayıdan ülkeyi yönetme mucizesi beklenebilir... Bir imam hatip mezunundan ekonomik mucizeler de bekleyebiliriz... Mucizedir bu, umulmayanın olması...

    İnanmakla bir zarara, kötülüğe uğramayabiliriz? (şeytana ve müritlerine inanma dışında tabii) Fakat razı olursak, razı oluşlarımıza uygun eylemlerimiz sonunda zararlara uğrayabiliriz...

    Bir kabadayıya razı olundu... Ne yaptı? Kendi de kabadayılığına inandı... sattı savdı, yetmedi ülkesini görülmemiş borçlara batırdı, ona bağırdı buna çullandı. Bu arada onca para nerelere harcandı?  Ama kendine yaptı, yapılandı... Gecekondu mücadelesinden çıkıp tanesi 1.5 milyon dolardan beş tane birden villa alındı... Amerika'da "ben başbaşa görüşürüm, konuştuklarım, devlet kayıtlarına girmez" dedi, ülkenin çivisi yerinden oynadı. Terörü unutmuş bir ülkede olaysız gün geçmez oldu. Sen konuştuklarını saklar edersen... açılımlarının saçılımlarının içeriğini bir tek sen bilirsen... açıldıklarının da kendi güçlerine güvenmekten başka güvencesi mi kalır?

    Karamsarlıklarımızı geçmiş yılda bırakacaktık... Ama bizleri tasalara düşürenlerden küçücük bir iyimserlik ışığı göremiyoruz ki... Geleceğin belirsizliği ve güvensizlik, karamsarlıklarımızın en büyük kaynağı. Tabii bunda iktidarın payı çok olmasına rağmen muhalefet de masum değil... Ağızlarında sadece iktidarın yapamadıkları... Sanki yapılamayanlardan muzdarip olanlar biz değil, bizler bilmiyormuşuz gibi... Söyleyebilecekleri geleceğe yönelik herhangi bir şey olsa, kederli de olsa ıstırap verici de olsa belirsizlikten daha umut verici değil midir?

    Ahlâk, özveri ve komşu sevgisi alışkanlıkları gittikçe azalıyor. Fakirler günden güne daha yoksullaşıp, dolar milyarderlerinin sayısı her geçen gün fazlalaşırken, açlık ve bilginin getirdiği felaketler çoğalırken, bizim iktidar yandaşlarımız hükümetin sırtından geçinebilmek adına bizlere sadece merhamet satmaya kalkışıyorlar...

    İyi, güzel, güçlü, mutlu olmak; belirlenmiş, kayırılan kesimlere mi haktır? Yoksulluk, güçsüzlük, acı çekmek, hastalıklar ve kötülükler ise iktidara yakın olmayanlara, hükümet sırtında asalak gibi yaşamayı gururlarına yediremeyenlere, halka mı düşmektedir?

    Bunlar halka hiçbir şey veremezler... Neden mi? Çünkü adil olamayacak kadar açgözlü olan bu tip insanlar başkalarına verilen her şeyi kendi çıkarlarından çalınmış olarak görürler...

    Türbanla, sarıkla, sakalla, kılıkla-kıyafetle ibadet olmayacağı; İbni Sina'dan, İmamı Azam'dan, Mevlana'dan ve dahi Nasrettin Hoca'dan bu yana kafalara kazınırken ve Cumhuriyet bu urafeleri kaldırıp atmışken neden ısrar edip diretiyorlar dersiniz?...

    Ne oluyor?.. Onlara göre türban takanlar, bir karış sakal bırakanlar sözüm ona dini bütün, cennetlik oluyorlar... Takmayanlar ise münafıklar, cehennemlikler... Yani tüm kötüler onlar. Başımıza ne kötülük gelirse onlar yüzünden... şekle girmeyen imansızlar yüzünden... Sonunda onlarınkiler iyi, diğerleri kötüler oluyorlar? Bir hatırlasanıza lütfen... Bir sene önce Ankara'da yaşanan faciada Ankara Doğal Gaz Müdürünün verdiği beyanatları, yaptığı açıklamaları!.. Bir düşünsenize lütfen ne demek istediğini...

    Kendisine Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıyım diyen, Demokrasiye katkısını sadece oy vermekle yeterli görenler: elimizden hiçbir şey gelmez diyorsanız da iyileştirebilmek için uğraşacaklarınız vardır en azından...

    "Benim olmadığım yerde varsın bir şey olmasın" diyenler dahi; dünyaya gelip yaşamışlığınızdan, dünyaya geleceklere borcunuz var...

    Düşünmek zorunluluğunuz...

    Yeni bir düşünce anlarında tekrar buluşuncaya sağlıcakla kalınız...

    ...

    Eklenme Tarihi : 07.02.2010 12:55
    115 kez okundu.